İçeriğe geç
Shakespeare ve Ailesi, Hamnet

Akdeniz

Shakespeare Oyunlarında Yoğun Akdeniz Etkisi

Shakespeare Akdeniz'i hiç görmedi ama Verona, Venedik, Kıbrıs ve Mısır'da geçen oyunlar kurguladı. Güney büyük ozanın dünyasına nasıl girdi?

Güney Cüceloğlu

Güney Cüceloğlu

28 Şubat 2026

Shakespeare hiç İngiltere'den çıkmadı. Stratford'da doğdu, Londra'da çalıştı, Stratford'a döndü ve orada öldü. Ama oyunlarına bakarsanız, aklının büyük bölümünün tamamen başka bir yerde geçirdiğini görürsünüz.

Verona. Venedik. Kıbrıs. Sicilya. Atina. Mısır.

Kırk yıl boyunca, oyun yazdığı her dönemde, tekrar tekrar Akdeniz'e döndü "The Bard". Bu bir tercihti, tesadüf değil.

Hikâye aslında 1453'te başlıyor. Konstantinopolis Osmanlı'ya geçtiğinde, Bizans'ın yüzyıllarca biriktirdiği Yunan el yazmaları batıya dağıldı. Aristoteles, Platon, Sofokles... Bu metinler İtalya'ya ulaştı, Latince'ye çevrildi, çoğaltıldı. Matbaanın da yardımıyla kuzeye yayıldı. Bir yüzyıl sonra Shakespeare gençken, bu bilgiler İngilizce'ye aktarılmış haliyle Londra kitapçılarına kadar ulaşmıştı.

Shakespeare güneyi görmedi ama okudu. Ve okuduğunu sahneye koydu.

Bir şehrin düşüşü, yüz yıl sonra başka bir şehirde Verona'nın, Venedik'in, Kıbrıs'ın yaratılmasına zemin hazırladı.

Peki neden bu kadar çok güney?

Bunun pratik bir yanı var. Shakespeare İngiltere'de yazıyordu, İngiliz seyircisi için. Ama anlatmak istediği bazı şeyler; sınır tanımayan tutku, kıskançlık, büyü, ihanet, İngiliz seyircisine kendi ülkesinden örneklerle verilmesi zor ya da riskli konulardı. Güney bir mesafe sağlıyordu. İtalya'da ya da Kıbrıs'ta geçen bir hikâye, İngiltere'de geçen bir hikâyeden çok daha rahat anlatılabilirdi.

Ama bunun ötesinde, güney Shakespeare için bir şeyin sembolüydü. Aklın değil, duygunun hâkim olduğu bir yerin. Romeo ve Juliet'te Benvolio tam olarak bunu söyler: "Bu sıcak günlerde deli kanlar kaynar." Ve birkaç sahne sonra kan dökülür. Güneş burada romantik bir arka plan değil, bir uyarıdır. Sıcak hava geldiğinde, akıl yerini başka bir şeye bırakır.

Othello belki en iyi örnek.

Kıbrıs’ta Kıskançlık: Othello

Dünyanın gördüğü en yıkıcı kıskançlık hikâyelerinden biri, Kıbrıs'ta geçer. Venedik Othello'yu kabul etmiş, ona rütbe ve saygı vermiştir. Ama o bu ortamdan alınır, deniz ortasındaki bir adaya konur ve orada olaylar çözülür. Kıbrıs bir özgürlük alanı gibi görünür ama aslında daha savunmasız bir yerdir. Kurallar gevşer, Iago'nun zehri daha hızlı işler.

Roma’dan Mısır’a: Antonius ve Kleopatra

Antonius ve Kleopatra ise güneyin başka bir yüzünü anlatıyor.

Romalı general Antonius, imparatorluğun en güçlü isimlerinden biridir. Mısır'a gidip Kleopatra'yı tanır ve yavaş yavaş başka biri olmaya başlar. Roma disiplini, Roma mantığı güneyde eriyip gider. Antonius daha az stratejist, daha çok insan olur. Ve bunun bedelini öder. İmparatorluğunu kaybeder, sonra da hayatını.

Ama oyunu okurken ya da izlerken hissedilen şey şudur: Antonius pişman değildir. Mısır'da yaşadıkları, Roma'da kaybettiklerinden daha gerçek gelmiştir ona.

William Shakespeare portresi

Shakespeare bunu yargılamadan yazar. Sadece gösterir.

Ada, Büyü ve Veda: Fırtına

Son oyunu Fırtına'da ise bir ada var. Nerede olduğu belirsiz — Akdeniz'de bir yer mi, yoksa Atlantik'te mi, tartışılır. Güçlü bir teori, Shakespeare'in 1609'da Bermuda açıklarında fırtınaya yakalanan Sea Venture gemisinin hikâyesinden ilham aldığı yönünde. Virginia'ya giden mürettebat karaya oturmuş, adadaki hayatlarını mektuplarla anlatmıştı; bu mektuplar Londra'da elden ele dolaşıyordu. Shakespeare bunları okumuş olmalı. Ama ada ister Akdeniz'de ister Atlantik'te olsun, hep güneyli, sıcak bir yer olarak hayal edilmiştir. Büyücü Prospero yıllarca bu adada yaşar, gücünü orada kazanır. Oyunun sonunda her şeyden vazgeçer ve adayı terk eder.

Prospero'nun vedası sırasında söylediği sözler unutulacak gibi değildir: "Şenliklerimiz sona erdi artık." Aktörler havaya karışmış, sahne boşalmıştır. Dünya bir rüyadan ibarettir ve biz de rüyaların malzemesinden yapılmışızdır.

Fırtına'nın Shakespeare'in sahneye vedası olduğu söylenir. Belki doğrudur. Prospero'nun adayı bırakması, Shakespeare'in kendi hayal ettiği güneyi bırakması gibi hissettiriyor. Yazmayı bıraktığında, o oyunların içindeki güneş de söndü.

Bugün bu oyunları okuduğumuzda ya da o yerlere gittiğimizde, Shakespeare'in yarattığı güney ile gerçek güney arasında bir yerde kalırız. Kıbrıs'ta Othello'yu, Verona'da Romeo'yu, Venedik'te Shylock'u düşünmeden geçmek zordur.

Bu Yazıdaki Markalar