İçeriğe geç

Sanatçının Güneyi

Sanatçının Güneyi: Homeros ve Akdeniz'in İlk Hikâyesi

Akdeniz, Odisseia'dan sonra insanlığın ortak geleneğine, bir fikre dönüştü — eve dönüşün, kayboluşun, dönüşümün, arayışın fikri.

Güney Cüceloğlu

Güney Cüceloğlu

22 Şubat 20265 dk okuma

Sanatçının Güneyi: Homeros ve Akdeniz'in İlk Hikâyesi

Odisseia'yı bugün okuyan çoğu kişi bir macera hikâyesi bekler. Kahramanımız Troya Savaşı'ndan döner, yolda canavarlarla, cadılarla, tanrılarla karşılaşır, sonunda evine ulaşır. Ama dikkatli okuyunca fark edersiniz: bu hikâyenin asıl öznesi Odisseus değil, denizdir.

Homeros'un Akdeniz'i tanımlamak için kullandığı en ünlü sıfat "oínops póntos"tur — geleneksel çevirisiyle "şarap rengi deniz." Yüzyıllardır bilginleri meşgul eden bu ifade, İlyada'da beş, Odisseia'da on iki kez geçer. Deniz neden şarap rengindedir? Eski Yunanlılar mavinin adını bile bilmiyorlar mıydı? Homeros için renk, bugün anladığımız gibi bir ton değil, bir deneyimdi. Renk bir nesnenin yalnızca görüntüsünü değil, dokusunu, kokusunu, tehlikesini ve cazibesini kapsıyordu. Şarap rengi deniz, karanlık ve derin olduğu için şaraptı. Sarhoş ettiği için. Yuttuğu için. Vaat ettiği ve cezalandırdığı için.

Bu, yalnızca bir şiirsel tercih değildi. Homeros, denizi bir manzaradan bir karaktere dönüştüren ilk anlatıcıydı. Poseidon'un öfkesi denizin kendisiydi. Dalgalar bir engel değil, bir iradeydi. Odisseia'dan önce Akdeniz bir geçit yoluydu — gemilerin ticaret için aştığı bir su kütlesi. Odisseia'dan sonra Akdeniz bir anlam evreni oldu: kaybolunan, dönüşülen, eve dönülen bir sahne. Günümüzde hâlâ "Akdeniz yaşam tarzı" gibi bir kavramdan söz ediyorsak, bu kavramın tohumu buraya, bu destana ekilidir.

Her Kıyı Bir Sınav

Odisseus aslında kuzeye dönmeye çalışır — İthaka'ya, küçük adasına, karısına, oğluna. Ama deniz onu sürekli başka kıyılara sürükler. Her durak bir güney deneyimidir ve her birinin kendine özgü bir tuzağı vardır.

Lotus Yiyenler'in ülkesinde — antik kaynakların bugünkü Tunus veya Libya kıyılarına yerleştirdiği topraklarda — tehlike unutmaktır. Lotus meyvesini yiyen adam vatanını, geçmişini, kendini unutur. Güneyin en eski tuzağı budur: sıcak, ışık ve bolluğun içinde eriyip gitmek. Bugün hâlâ bunu tanırız. Akdeniz'de bir sahil kasabasına "birkaç günlüğüne" gidip haftalar geçiren herkes lotus yemiştir biraz.

Kirkê'nin adasında — antik yorumcuların çoğunun İtalya kıyısına, bugünkü Napoli yakınlarına yerleştirdiği yerde — tehlike dönüşmektir. Kirkê, Odisseus'un adamlarını domuza çevirir. Güneyin ikinci sınavı tam olarak budur: başka bir şeye, başka birine dönüşmek. Zevkin ve bolluğun içinde kendi formunu kaybetmek.

Kalypso'nun adasında — yedi tam yıl — tehlike zamanın durmasıdır. Kalypso Odisseus'a ölümsüzlük teklif eder. Sonsuza dek bu güzel adada, bu güzel kadınla kalabilir. Odisseus reddeder. Çünkü zamanın dışına çıkmak, hikâyenin dışına çıkmaktır. Ve Odisseus, bir hikâye anlatıcısının oğludur — o hikâyesiz yaşayamaz.

Bu üç durağa dikkatle bakın: unutmak, dönüşmek, durmak. Homeros'un MÖ 8. yüzyılda çizdiği güney haritası, Van Gogh'un 1888'de Arles'te yaşadığı sınavla aynı sınavdır. Güney seni değiştirir. Soru şudur: bu değişimden kendin olarak çıkabilir misin?

Odisseus'un talipleri öldürmesi, 1883

Nostos: Eve Dönüş Fikrinin İcadı

Odisseia'nın Batı kültürüne en büyük armağanı bir kavramdır: "nostos" — eve dönüş. Bu kelime Eski Yunancada basitçe "dönüş" anlamına gelir. Ama Homeros bu basit kelimeyi, insanlık tarihinin en güçlü duygusal kavramlarından birine dönüştürdü.

1688'de İsviçreli tıp öğrencisi Johannes Hofer, evlerinden uzakta savaşan İsviçreli paralı askerlerde gözlemlediği hastalığa bir ad koydu. Yunancadan nostos (eve dönüş) ve algos (acı) kelimelerini birleştirdi: nostalgia. Eve dönüş acısı. Hastalık o kadar ciddiye alınıyordu ki ölüm nedeni olarak kayıtlara geçiyordu. Bugün "nostalji" kelimesini hafif bir hüzün, tatlı bir geçmiş özlemi anlamında kullanıyoruz. Ama kökeni ağırdır — ve doğrudan Odisseus'un hikâyesine uzanır.

Çünkü Odisseus'un tüm hikâyesi tek bir arzuya bağlıdır: İthaka'ya, güneydeki küçük adasına dönmek. On yıl savaş, on yıl deniz — yirmi yıl boyunca tek bir hedef. Ama Homeros'un dehası, bu dönüşü basit bir varışa indirgememiş olmasıdır. İthaka'ya dönen Odisseus artık gittiği adam değildir. Eve dönmek mümkündür; ama aynı eve, aynı kişi olarak dönmek mümkün değildir.

Bu, Sanatçının Güneyi serisinin temel tezinin ta kendisidir. Van Gogh Arles'ten aynı ressam olarak dönmedi — dönme şansı bile olmadı. Güney onu yuttu. Odisseus daha şanslıydı: o döndü, ama dönen adam başka birisiydi. Güney, geçtiğin bir yer değil, seni değiştiren bir yerdir.

Bir Egeli'nin Mirası

Homeros'un kendisi kimdi? Bunu kesin olarak bilmiyoruz — ve bu belirsizlik bile güzel bir ironidir: Batı edebiyatının kurucu figürü, edebiyatın yazıya geçmesinden önce yaşamış olabilir. Antik kaynaklar onu çoğunlukla Ege kıyısına yerleştirir. En güçlü ve en eski iki iddia İzmir (Smyrna) ve Sakız Adası'na (Khios) aittir. Bazı kaynaklar ikisini birleştirir: İzmir'de doğmuş, Sakız'da yaşamış. Antik biyografilerden birinde annesi Kretheis, babası ise İzmir'in Meles Nehri'dir — kelimenin tam anlamıyla bir Akdeniz çocuğu, nehirden doğmuş.

Bu detay Güney için tesadüf değil, bir temeldir. Akdeniz anlatısının kurucusu, geleneğin büyük çoğunluğuna göre bugünkü Türkiye'nin Ege kıyısından gelir. Dilbilimciler de bunu destekler: Homeros'un kullandığı yapay şiir dili, Batı Anadolu ve yakın adaların Aiol ve İyon lehçelerinin bir karışımıdır. Şiirlerin coğrafi referansları da Ege'yi, Anadolu'yu, İyonya'yı işaret eder.

Yedi antik kent Homeros'un doğduğu yer olduğunu iddia etti. Antik dünyada bu rekabet bilinçli olarak korundu — çünkü hiçbir kente ait olmamak, Homeros'u tüm Yunan dünyasına ait kılıyordu. Bugün de aynı şey geçerli: Homeros ne yalnızca Yunan'dır ne yalnızca Türk. O, Akdeniz'indir.

Güneyin İlk ve En Büyük Hikâyesi

Homeros'un Akdeniz için yaptığı, Van Gogh'un Arles için yaptığından farklı değildir: bir yeri ilk kez görünür kıldı. Odisseia'dan önce Akdeniz bir coğrafyaydı. Odisseia'dan sonra bir fikirdi — eve dönüşün, kayboluşun, dönüşümün, arayışın adresi.

İskenderiyeli şair Kavafis bunu 1911'de yayımladığı "İthaka" şiirinde netleştirdi: varış noktası değil yolculuğun kendisi kıymetlidir, ve İthaka olmasa yola çıkmazdın. Bu fikir Homeros'tan üç bin yıl sonra yazılmıştı — ama Homeros'un Odisseia'sının özünü, güneyin temel vaadini, tek bir sayfaya sığdırıyordu.

Her Akdeniz yolcusu, bilsin ya da bilmesin, Odisseus'un izinde yürür. Her güneye gidiş bir nostos arayışıdır — bir eve dönüş, bir anlam arayışı, bir dönüşüm sınavı. Van Gogh bunu Arles'te ışıkla yaşadı. Picasso'nun Antibes'te ve Vallauris'te toprakla yaşayacağını da anlatacağız. Ama hepsinin başında bir kör şair ve şarap rengi bir deniz vardır.

İthaka hep güneydedir.

Bu Yazıdaki Markalar